Almanya,  Yurtdışı Deneyimlerimiz

THE WINNER TAKES IT ALL (KAZANAN, HEPSİNİ ALIR)

THE WINNER TAKES IT ALL KAZANAN HEPSİNİ ALIR

70’li yıllarda kurulan pop grup ikonu ABBA’nın da dediği gibi “kazanan, hepsini alır“. Bu kazanç, hayatın iki yılda bize sağladıkları aslında. Buna “kendine yolculuk” da denilebilir, “hâyâllerimizin peşinden gitmek” de… Her iki türlü de hayatın bize kattığı ve kazandığımız çok şey oldu. Bugün, Türkiye’den ayrılışımızın ikinci yılı… Aynı zamanda da Doğu ve Batı Almanya’nın da birleşimi olduğu için bugün, Almanya’da resmî tatil.

Ne kazandık?

Bu iki yılda ne kazandık? İlk olarak, Polonya ile başladığımız bu yolculuğumuzda birçok deneyim kazandık. Birbirinden güzel insanlar tanıyıp farklı kültürler tanıyarak, farklı iklimlerden dostlar edindik. Kısa sürede Polonya’da bir ailemiz olmuş. Her kesimden, her dinden, her milleten insanla kurduğumuz ilişkilerde aslında dünyanın ne kadar küçük olduğunu öğrendik. Aslında her şey sizde, yani insanın kendisinde bitiyor. İyi niyetle yaklaşırsanız dünya da size tüm iyilik kapılarını açıyor.

İnsanlar sadece “iyi” ve “kötü” olarak ayrılır; dinine, cinsiyetine, diline, ırkına göre değil. Bunu anladığımız zaman “İNSAN” oluruz aslında. Bizim insanımız ve toplumumuz, insanları fazlasıyla ayırıp etiketliyor. Bunu görmek, çok üzücü. Ülkeleri ayıran da yöneticilerin uyguladığı politikadır, insanları ayıran da… Bizi yönetenler, farklılıklarımızı ne kadar öne çıkarıp gösterirse toplum olarak da sadece bunlarla ilgilenip boşa zaman kaybederiz. Aslında görmemiz gereken tek bir şey var, o da farklı yanlarımız değil; ortak yanlarımız! Temelde sadece “İNSAN” olduğumuzu görmemiz gerekiyor. O zaman ülkemde bazı şeyler düzene girer belki…

Ne öğrendik?

Mücadeleyi de öğrendik aynı zamanda… Göçmenlik kolay değildir, psikolojik olarak da sizi etkileyen bir cesaret işidir. Bunu başarmak da kolay değildir. Hayatımız ve geleceğimiz konusunda ne kadar caseretli olduğumuzu da gördük, ne kadar cesaretli olmamız gerektiğini de… İki kişi olarak çıktığımız bu yol, aslında sevgimiz için de bir sınav belki… Her ne olursa olsun, her ne yaşarsak yaşayalım daha da çok kenetlendik birbirimize; daha çok “biz” olduk… Sonra minimalist yaşamayı öğrendik. Aslında fazla eşyanın, bir tane daha fazla ayakkabının veya kıyafetin veya çantanın ne kadar gereksiz olduğunu da… Aslında fazlalıklardan da kurtulduğumuz iki yıl oldu.

Öte yandan kendi insanlarımın gerçek yüzlerini daha da tanıdığım iki yıl oldu. Yanımızda olanları da gördük, yanımızda olmayanları da; telefon numaramı yollayıp da mesajımı gördüğü halde bir selâmı esirgeyen ve cevap vermeye tenezzül etmeyen kuzenlerimi de… Yani kısaca “akrabalık” ilişkisi ile bağımız olan insanların aslında “akraba” olmadığını öğrendim. Türkiye’de üretiyorsan, bir şeyler yapıyorsan, normâl düzenin dışına çıkmak istiyorsan bunun karşılığının “yalnızlık” olduğunu da…

Neden yalnızız?

Çünkü; üretiyorsan yalnızsın, bir şeyler yapıyorsan yalnızsın. Kendilerinde olmayan şeyi başkasında görmeye tahammül edemeyenleri de… Bizim insanımız, haliyle destek vermez ve takdir etmez. İnsanımızın en büyük özelliğidir, uzaktan seyretmek! Türkiye’de geçen yıllarımızın ne kadar boş olduğunu anlamak ise apayrı bir üzüntü oldu bizim için. İnsanların gereksiz polemiklerle, iş hayatı da dahil olmak üzere boş saçmalıklarla insanların hayatlarını nasıl boğduklarını… O düzenden kurtulduğumuz için Tanrım’a binlerce şükürler olsun!

Ama bu geçen sürenin en kötü yanı ve düşündüğümde boğazıma bir düğüm gibi oturan şey, anneme ve babama istediğim zaman sarılamıyor olmam. Haziran’dan beri onlara sarılamıyorum, istediğim zaman gidebileceğim mesafede olmamaları… Daha yaşayacak ne kadar ömrümüz var bilinmez; ama sevdiklerimizle geçireceğimiz hayatımızı çaldılar elimizden ülkemde. Bu düzeni savunan ve alkış tutan insanların bana hem boşa geçen yıllarımın, hem de geleceğimin borcu var; aynı zamanda da annemle ve babamla birlikte geçiremediğim zamanın borcu var; içime akıttığım gözyaşlarım için bana borcu var! Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği iki mühendis olarak ülkemizde bize nefes alacak ortam bırakmadıkları için bize borçları var.

Sonuç

Bu geçen iki yılı düşününce neler başardığımızı, neler yaptığımızı anlatsam sanırım sayfalar tutar; ama hayatımız konusunda yaptıklarımız, kazandığımız değerler konusunda şanslı ve mutluyum. İki yılımız dolmadan Almanya’ya geldik ve hem Almanya için, hem de bizim için değerli olan bugünü kutlamak da Almanya’da nasip oldu. Daha önce ne kadar Avrupa ülkelerini dolaşmış olsak da turist olarak bir ülkeye yerleşmek, apayrı şeylerdir. Ülke’den ayrıldığımız bugünün, aynı zamanda Doğu ve Batı Almanya’nın da birleşimi olması çok mânidar! Hem ikinci yılımız kutlu olsun, hem de Doğu ve Batı Almanya’nın birleşimi kutlu olsun!

Yazan: Pınar Kaya

Follow by Email