Städel Museum
Almanya,  Frankfurt am Main,  Yurtdışı Deneyimlerimiz

SOĞAN DEĞİL, SANAT KUYRUĞU

Frankfurt, küçük bir şehir olmasına rağmen çok sayıda sanat galerisi ve müze bulunmaktadır. Yukarıdaki bu fotoğrafı da dün, Pazar günü (12 Ocak 2020), Main Nehri kenarındaki müzelerden biri olan Städel Müzesi’nin önünden çektim. Saat, 09:45’ti çektiğim zaman bu fotoğrafı. Müze ise 10:00’da açılacak…

 Şimdi burada bir ara verip kaldığımız yerden tekrar devam edeceğiz. Van Gogh’u duymuşsunuzdur. Hani şu, muhteşem ötesi ve beni benden alan “Starry Night (Yıldızlı Gece) (1889)” isimli tabloyu yapan ve hayattayken değil de ölümünden 10 yıl sonra resimlerinin değeri anlaşılan dünyanın en önemli sanatçılarından birisi… Batı dünyası sanat tarihinin en tanınmış ve en etkili şahsiyetlerinden biridir.  

Van Gogh’u Tanıyalım!

Kısa bir bilgi vermek gerekirse Van Gogh’un tam adı, Vincent Willem van Gogh’tur. 30 Mart 1853’te Hollanda’da (Groot-Zundert köyünde) doğmuştur. Ailesinin ilk çocuğu olarak doğmuş; kendisinden sonrada bir erkek, üç tane de kız kardeşi olmuştur. Çocukluğunda resim ile ilgili bazı çalışmalar yapsa da bunlar, onun için kayda değer bir çalışma değildi. 16 yaşındayken Goupil Galerisi’nde çalışmaya başlayan Van Gogh, daha sonra Londra’ya gitti. Londra’da aşık olduğu Eugénie Loyer’e yaptığı evlilik teklifi reddedildi ve böylece hayatındaki ilk hayal kırıklığını yaşamış oldu. Daha sonraki yıllarda kalkıştığı birçok işte başarısız olan ve bundan dolayı da mutsuz ve içine kapanan Van Gogh, 1881 yılında resim yapmaya başladı. En büyük destekçisi olan ve Paris’te yaşayan erkek kardeşi Theo ile yıllarca mektuplaştılar. Theo’nun da etkisiyle resme daha da yöneldi.

Hastalık Dönemi ve Ölümü

Çalışmaları geliştikçe natürmortlara ve yerel manzaralara yeni bir yaklaşım getiren Van Gogh, resimlerinde parlak renkler kullandı ve kendine özgü bir stil geliştirdi. Zeytin ağaçları, buğday tarlaları, ayçiçekleri, selvi ağaçları tuvallerine konu olmuştur. Onlarca yağlıboya, suluboya ve karakalem çalışması yapmıştır. Zihin sağlığı ile birlikte fiziksel sağlığını da ihmal etmiş ve düzgün beslenmemiştir. Hatta öfke nöbeti sonucunda sol kulağının bir kısmını keserek yaralanan Van Gogh, bir dönem Saint-Rémy’de akıl hastanesinde kalmıştır. Hastaneden kendi isteğiyle ayrıldıktan sonra Paris yakınlarına taşınıp Paul Gachet tarafından tedavi edilmeye başlansa da depresyonu devam etti.

37 yaşında, 27 Temmuz 1890’da resim yaparken iki çocuk tarafından karnından vuruldu; iki gün sonra 29 Temmuz 1890’da da hayata gözlerini yumdu. Van Gogh’un kendini vurarak intihar ettiği söylenir; çünkü bu iki çocuktan hiç bahsetmemiştir. Yaşadığı süre boyunca eserleri anlaşılmayan ve hatta kendisine “deli” gözüyle bakılan Vincent van Gogh, Salvador Dali, Frida Kahlo, Leonardo da Vinci gibi dünyaca ünlü ressamlar arasında yer alan ve dahi olarak anılan bir isim. Hayatının son 19 yılında 860 yağlı boya tablo ile birlikte 2.100 kadar resim ve çizim çalışması üretmiştir. Manzara, natürmort, otoportre ve portre tarzında eserler veren isim, canlı renkleri ve kendine has fırça darbeleriyle modern sanatın temellerini atmış sayılmaktadır.

Peki bu insanlar neden bekliyor müzenin önünde?

İşte böylesine değerli bir sanatçının eserleri, 23 Ekim 2019’dan bu yana Frankfurt topraklarında bulunmaktadır. Yazımın ilk başında da belirttiğim gibi Städel Müzesi’nde bulunan “Making Van Gogh (Van Gogh Yapmak)” isimli bu sergi, 16 Şubat 2020’de son bulacaktır. Bu süre boyunca Van Gogh’un muhteşem eserleri, ziyaretçilerini beklemektedir (normalde Van Gogh’un eserlerini Amsterdam’daki Van Gogh Müzesi’nde görebilirsiniz).Fotoğrafta görünen bu insanlar da Pazar sabahı erkenden kalkmış, 0 derecede (hissedilen sıcaklık -2 derece) müzenin açılmasını ve Van Gogh’un eselerini görmek için bekliyorlardı.

Sonuç

Şahsen, ben bu görüntüden çok etkilendim. Çünkü; II. Dünya Savaşı’ndan büyük yaralarla çıkan Almanya, kısa sürede her yönden kendini toplamış ve üstelik geliştirmiştir. Hem toplum olarak, hem de devlet olarak birçok konuda dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Sanata, bilime, eğitime, teknolojiye asla yüz çevirmemiştir bu ülke. Ülkemiz’deki din simsarları gibi “resim, heykel, müzik; şeytan işidir” diye kafalarından uydurdukları cümleyi dile pelensk etmemişlerdir. Müzenin önünde bekleyen bu insanları görünce daha geçen sene ülkemizde, ucuz soğan ve patates almak için kuyruklarda – hatta bir başka rivayete göre bu kuyrukların varlık kuyruğu(!) olduğu söylenir 🙂 – bekleyen insanlar geldi gözümün önüne… Bir tarafta geçim derdi, işsizlik, adaletsizlik, eğitimsizlik, cahillikle boğuşan kendi ülkemdeki insanlar; diğer taraftan da her yönden gelişmiş, zengin, gelecek kaygısı olmayan, adaletin olduğu, eğitimli, cehaleti karanlığa gömmüş müze önünde “Sanat” için bekleyen insanlar…

Pınar Kaya

Follow by Email