Almanya Türk Expatlar Topluluğu (ATE) Derneği Logosu
Almanya,  Frankfurt am Main,  Yurtdışı Deneyimlerimiz

İki Göç, Bir Dayanışma: Almanya Türk Expatlar Topluluğu

Herkese merhaba;

Hayatın hızlandığı, kelimelerin ise biraz geride kaldığı bir aradan sonra yeniden buradayım. Bazı yolculuklar, ilk önce cesaretle ve aynı zamanda size eşlik eden valizle başlar; ama insanın içine yerleşir. Bizim hikâyemiz de tam olarak böyle başladı. 2017 yılında Türkiye’den ayrıldığımızda, aslında yalnızca bir ülke değil; alışkanlıklarımızı, dilimizi, gündelik hayatın tanıdıklığını da geride bırakıyorduk.


1. Giriş: Valizdeki Cesaret ve Göçün İlk Adımları


İlk durağımız Polonya’nın Varşova şehriydi. Dilini bilmediğimiz, kültürüne yabancı olduğumuz bir ülkede, sıfırdan bir hayat kurmaya çalıştık. Her zaman dile getirdiğim gibi o yıllar bana şunu öğretti: Göç, yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değil; insanın kendisiyle, korkularıyla ve dayanıklılığıyla yüzleşmesidir.


2. Almanya’da Yeni Bir Başlangıç: “Yalnız Değilsin” Hissi


2019 yılında yolumuz bu kez Almanya’ya düştü. Bu ikinci göç, ilki kadar zor; ama bir o kadar da öğreticiydi. Dil yine yabancıydı, sistem farklıydı. Ama artık yalnız değildik; çünkü göçün ne demek olduğunu biliyorduk. Bu kez yanımızda yine aynı cesareti yüklenmiş ve göç sürecini daha iyi bilen yeni bizler de vardı. Yine de insan, en güçlü olduğu anlarda bile bir cümleye, bir tanıdık sese, bir “yalnız değilsin” hissine ihtiyaç duyuyor.


3. ATE’nin Doğuşu: Bilgi Paylaşımından Güçlü Bir Dayanışma Ağına

İşte Almanya Türk Expatlar Topluluğu (ATE) tam da bu ihtiyaçtan doğdu. Bu topluluğu kuran kişi; Yüksek Mühendis ve aynı zamanda Müzisyen olan, bizim de kıymetli bir dostumuz olan Fırat Cem Tuncel’dir. Başlangıçta birkaç kişinin WhatsApp gruplarında birbirine bilgi vermesiyle başlayan bu yolculuk, zamanla Almanya genelinde yüzlerce ve hatta binlerce insanın bir araya geldiği, deneyimlerini paylaştığı, birbirine omuz verdiği bir topluluğa dönüştü. Almanya’ya bizim gibi yeni gelen yüksek nitelikli göçmenlerin sorularına cevap bulduğu, yıllardır burada yaşayanların tecrübelerini aktardığı bir dayanışma alanı oluştu.

Zaman içinde şunu fark ettik: Bu topluluk yalnızca “bilgi paylaşımı” yapmıyordu. İnsanlar burada kendilerini anlatabiliyor, anlaşılabiliyor ve en önemlisi görünür hissediyordu. Göçmen olmanın getirdiği yalnızlık, bu tür topluluklar sayesinde biraz olsun hafifliyordu.

Bu ihtiyaç ve sorumluluk duygusuyla ATE’yi kısa süre önce resmî bir dernek haline getirdik. Henüz çok yeni, çiçeği burnunda bir derneğiz. Ama niyetimiz net: Almanya’da yaşayan Türk göçmenlerin sosyal, mesleki ve kültürel olarak güçlenmesine katkı sunmak. Almanya Türk Expatlar Topluluğu’nun Kurucusu ve Dernek Başkanı Fırat Cem Tuncel başta olmak üzere ben ve eşim de bu derneğin yönetim kurulu üyeleri olarak, gönüllü bir emekle bu yapının içinde yer alıyoruz. Gerek WhatsApp üzerindeki topluluğumuza ait gruplarda, gerekse de dernek çatısı altında, tüm arkadaşlarımızla birlikte – özel hayatlarımızdan ve kişisel imkanlarımızdan feragat ederek – büyük bir özveriyle çalışıyoruz; vaktimizi ve imkanlarımızı bu dayanışmayı büyütmek adına, hiçbir karşılık beklemeksizin ve gönüllü bir adanmışlıkla ortaya koyuyoruz.


4. Frankfurt Belediyesi Ziyareti ve Hilime Arslaner ile İlham Veren Buluşma

Bu kolektif enerjimizi ve içimizdeki bu dayanışma ruhunu içinde yaşadığımız toplumun karar alma mekanizmalarıyla buluşturmanın ve rüştünü ispatlamış isimlerle bağ kurmanın vaktinin geldiğine inandık. Sesimizi daha gür duyurabilmek adına attığımız adımlar da bu süreçte bizim için diğer faaliyetlerimiz kadar öncelikli hale geldi. Geçtiğimiz günlerde ise ATE Derneği olarak Frankfurt Belediyesi’nde anlamlı bir ziyaret gerçekleştirdik.

Yeşiller Partisi’nden Frankfurt Belediye Meclisi Başkanlığı (Stadtverordnetenvorsteherin) görevine seçilen ilk kadın olan Hilime Arslaner’i makamında ziyaret ettik. Kendisi de göçmen kökenli Türk bir siyasetçi olarak, hem temsil ettiği makam hem de kişisel hikâyesiyle bizler için – özellikle de bir kadın olarak benim için – ilham verici bir isim. “İlham verici bir isim” diyorum; çünkü – hep belirttiğim gibi – bu dünyada “kadın olmak” zor. Ataerkil bir sistem içerisinde kadınların erkeklere göre daha fazla mücadele ederek bir konuma gelmiş olması, bana ilham verdiği kadar gururlandırıyor da…

Frankfurt Belediye Meclisi Başkanı Hilime Arslaner ve ATE Derneği yönetimi belediye binasında.
ATE Derneği olarak Frankfurt Belediye Meclisi Başkanı Hilime Arslaner’i makamında ziyaret ettik.

Hilime Arslaner’in hikâyesi, aslında Almanya’daki pek çok göçmen ailesinin, hatta bizim hikâyelerimizin bir yansıması gibi. Henüz beş yaşındayken misafir işçi olan babasının peşinden Frankfurt’a gelen o küçük çocuğun, bugün bu şehrin meclis başkanlığı koltuğunda oturuyor olması sadece bir başarı öyküsü değil; büyük bir direncin de kanıtı.


Kendisiyle sohbet ederken, Heidelberg Üniversitesi’ndeki eğitiminden yerel siyasetin en alt basamaklarına kadar uzanan o uzun yolu nasıl sabırla yürüdüğünü hissetmemek mümkün değil. 2011 yılından bu yana Ekonomi’den Kadın Komitesi’ne, Eğitim’den Hukuk ve Güvenlik Komitesi’ne kadar pek çok kritik alanda verdiği emekler; bugün bulunduğu makamın tesadüf olmadığını, aksine her bir tuğlasının emekle örüldüğünü, arkasında uzun soluklu birikim ve istikrarlı çalışma olduğunu gösteriyor.


5. Göçmen Kadınlar İçin “Mümkün” Kelimesini Yeniden Tanımlamak

Frankfurt Belediye Meclisi’nin ilk kadın başkanı olarak bulunduğu konum, benim için yalnızca kişisel bir başarıyı temsil etmiyor. Bu, aynı zamanda bu ülkede göçmen kökenli kadınların da en üst karar alma mekanizmalarında yer alabileceğinin en güçlü kanıtı.

Birçoğumuz buraya gelmeden önce kendi ülkelerimizde kurulu düzenleri, sağlam kariyerleri olan kadınlardık. Ancak göçle birlikte sadece ülkemiz değil, bazen meslekî kimliğimiz ve kendimize olan güvenimiz de sekteye uğrayabiliyor; “Yapabilir miyim?” sorusu, en güçlü yanlarımızı bile gölgeleyebiliyor. İşte Hilime Hanım’ın hikâyesi, tam da o özgüvenin kırıldığı yerden tutuyor bizi. Onun varlığı; kariyeri yara alan, diliyle ve yeni sistemiyle mücadele eden her göçmen kadına, “Yalnız değilsin, sen de yapabilirsin!” cümlesini söylüyor.

Onun hikâyesi, “burada doğmadın, buraya ait değilsin” önyargısının sessizce; ama kararlılıkla boşa düşürüldüğü bir zafer tablosu . Tam da bu yüzden, makamından bağımsız olarak paylaştığı bu hayat hikâyesi, benim gibi pek çok göçmen kadın için “mümkün” kelimesini yeniden ve daha güçlü bir şekilde anlamlandırıyor.

Hilime Arslaner, Almanya’da göçmenlerin siyasette ve kamusal alanda var olmasının mümkün olduğunu gösteren güçlü bir örnek. Ziyaretimiz sırasında, göçmen topluluklarının örgütlenmesinin, seslerini duyurabilmesinin ve yerel yönetimlerle temas kurmasının ne kadar kıymetli olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Bu ziyaret, benim için yalnızca resmî bir temas değildi. 2017’de Türkiye’den ayrılan, Polonya’da ve Almanya’da iki kez sıfırdan hayat kuran biri olarak, bugün Frankfurt Belediyesi’nde bir göçmen kökenli kadın siyasetçiyle aynı masada oturmak, göç hikâyemin başka bir evresine geçtiğimi hissettirdi.


6. Sonuç: Göç Hikâyelerinde Aidiyeti Yeniden İnşa Etmek

Bugün, geriye dönüp baktığımda şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki; göç, insanı yalnızlaştırabildiği kadar dayanışmaya da mecbur bırakıyor. Topluluklar, dernekler ve gönüllü yapılar bu yüzden hayatî önem taşıyor. Çünkü insan, başka bir ülkede sadece “hayatta kalmayı” değil, gerçekten “var olmayı” ancak başkalarıyla yan yana gelerek başarabiliyor.

Almanya Türk Expatlar Derneği olarak henüz yolun çok başındayız ve bu yolda öğreneceğimiz çok şey var. Ama bu yol, birlikte yüründüğünde ve Hilime Arslaner gibi değerli insanlarla o masalarda yer alındığında anlamlı. Belki de göç hikâyelerinin en güzel yanı budur. İnsan, ait olma hissini, kendi elleriyle ve dayanışmayla yeniden inşa edebiliyor.

Bir sonraki yazımda farklı duraklarda yeniden buluşuncaya dek sevgiyle kalın.

Pınar Kaya

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir