Almanya,  Frankfurt am Main,  Yurtdışı Deneyimlerimiz

ALMANYA’DAKİ EVİMİZ!

ALMANYA’DAKİ EVİMİZ!

Avrupa’daki evlerin mimarîsini ve özellikle de Alman mimarîsini küçüklüğümden beri hep sevmişimdir. Tipik betonarme yapılar, hep ruhsuz ve sevimsiz gelmiştir bana. Sürekli dikkatimi çeken şey de biz, ülkemizi böylesine sevimsiz binalarla doldururken Avrupa’daki şehirlerin bu sevimli mimarîye, karakteristiğe, günümüzde de aynı canlılığa sahip bu 100 yıllık binaları nasıl hâlâ korudukları / koruyabildikleri…

Ruhu olan yapılar…

Frankfurt’ta da – diğer Avrupa şehirlerinde olduğu gibi – bu Alman mimarîsine sahip binalar fazlasıyla var ve sokaklar arasında yürürken, geçmişle günümüz arasında adeta bir bağ kuruyorsunuz. Bu binalar kim bilir nelere tanıklık etti, buralarda kim bilir kimler yaşadı? Hani, derler ya hep “ah, şu duvarların dili olsa da konuşsa” diye… Sokaklardan geçerken bu ruhu hissediyorsunuz adeta… İşte böyle bir mimarîye sahip, ruhu olan şirin bir eve taşınmış bulunmaktayız ve 3 haftadan beri de bu güzel binanın sakinlerinden biriyiz!

Binanın içindeki ahşap merdivenlerin bastıkça hafif gıcırdayan sesi ve o ahşap kokusu, pencereden baktığımda gördüğüm manzara, sokağa adım attığımda bu tarz binalarla dolu atmosferi solumak, o geçmişi hissetmek, çevremizde o sevimsiz ve çirkin binaların olmaması; benim için huzur verici. Öte yandan da binada çocuğu ve köpeği olan aileler olmasına rağmen binadaki ve çevredeki sessizlik ise hayret verici bir durum. Hele ki; Türkiye’deki apartmanları ve bina sakinlerinin yaptığı gürültüyü düşününce bu sakinliğe ve sessizliğe insan şaşırıyor. Aynı sakinlik ve sessizlik Polonya’da yaşadığımız sitede, sokakta da mevcuttu. Keşke, biz de toplum olarak bu insanların seviyesine gelebilsek…

Komşularımıza “merhaba” dedik…

Biz de bu güzel şehrin böyle güzel binalarından birinde, Türkler’in ve Araplar’ın pek fazla olmadığı bölgede oturuyorken de binadaki komşularımıza da “merhaba” demek istedik. Zamanında buraya gelen, bilinçsizlikleri nedeniyle Türkler’i yanlış tanımalarına vesile olan insanlar yüzünden biz Türkler’e karşı bu algıyı ve çehreyi değiştirmek, Avrupa’da yaşarken bizim en büyük sorumluluğumuz olduğu bilinci ile binadaki komşularımıza bizi anlatan bir albüm hazırladık.

Bu albüm bizim nereden geldiğimize, ülkeden ne zaman ayrıldığımıza, nerede yaşadığımıza, mesleğimize, ne yaptığımıza, Almanya’ya niye geldiğimize dair hayat hikayemizden ve bunları anlatan fotoğraflarımızdan oluşuyor… Albümün bir tarafını Almanca, bir tarafını da İngilizce hazırladık. Bu albüm + minik bir hediye ile binamızdaki dairelere bıraktık. Komşularımız kısa sürede gerek posta kutumuza, gerekse de kapımızın önüne bıraktıkları “hoş geldiniz ve teşekkür ederiz” i içeren geri dönüşleri ile bizi çok mutlu ettiler.

Sonuç

Avrupa insanı buraya gelen çoğu Türkler yüzünden bizi ne yazık ki; çok yanlış tanıyorlar. Sağ olsunlar(!), insanlarımızın çoğu kendini pek yetiştirememiş. Kendi kültürümüzü yaşatamadıkları gibi Avrupa’nın iyi şeylerini de kendilerine alamamışlar. Çoğu insanla iletişime geçtiğimizde ve bizi gördüklerinde tepkileri genelde şu oluyor: “siz Türk iseniz önceden gelenler ne veya onlar Türk ise siz nesiniz?” Biz Türkler’in eğitimli olduğunu, dil bilen, düzene uyum sağlayabilen, modern, öz değerlerine bağlı olduğunu bir şekilde Avrupa’daki insanlar anlayacak; en azından ben ve eşim bunun için mücadele ediyoruz ve ömrümüzün sonuna kadar da mücadele etmeye devam edeceğiz! Bir kişinin dünyayı değiştirebileceğine ve kelebek etkisine inanıyorum! Üstelik, ben ve eşim olmak üzere iki kişiyken bu daha da mümkün…

Pınar Kaya

Follow by Email